Kıdem Tazminatı Avansında Vergi Tuzağı

Bir süredir vergisel denetimlerde veya dernek denetimleri gibi idari denetimlerde denetçilerin, çalışanlarına ara kıdem ödemesi yapıp, stopaj kesintisi yapmayan işverenlere cezai işlem uyguladığı biliniyor. Bir görüşe göre bu ödemeler ücret olarak kabul ediliyor ve vergisinin ödenmemesi işverenleri ceza ve gecikme faizi ödemek zorunda bırakıyor. 

Peki, işçiye nefes aldırmak için yapılan bu ödemeler gerçekten bir “ücret” mi, yoksa hukukun koruması altındaki bir “tazminat avansı” mı?

Çalışma ilişkisi devam ederken yapılan ara kıdem tazminatı ödemelerin hukuki boyutu Yargıtay tarafından tartışılmış ve buna yanıt verilmiştir.

“İşçinin iş sözleşmesi feshedilmediği halde çeşitli nedenlerle kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemeler avans niteliğinde sayılmalıdır. İşçinin iş sözleşmesinin feshinde kıdem tazminatına hak kazanılması durumunda, işyeri ya da işyerlerinde geçen tüm hizmet sürelerine göre kıdem tazminatı hesaplanmalı, daha önce avans olarak ödenen miktar yasal faiziyle birlikte mahsup edilmelidir. Dairemizin kararlılık kazanmış olan uygulaması bu doğrultudadır.” ( 9. HD., E. 2021/2429 K. 2021/9447 T. 20.5.2021 )

Başka bir ifade ile Yargıtay bu ödemeleri avans olarak görse de bu avansların spesifik olarak kıdem tazminatının avansı olduğunu vurgulamıştır. 

Karşıt yaklaşım ise kıdem tazminatına hak kazanma koşullarının kanunda sabit olduğu, iş ilişkisi devam ettiğine göre bu koşulların karşılanmaması nedeniyle artık kıdem tazminatı avansının ücret nitelenmesi ve gerekli stopaj kesintilerinin uygulanması gerektiği yönündedir.

Bu görüşte olanların dayandığı temel kaynak İstanbul Gelir idaresi Başkanlığının 18.12.2022 tarihinde talep üzerine yayımladığı bir özelge. Özelge şu sonuca ulaşıyor: işveren tarafından iş sözleşmesi feshedilmeden/sona ermeden kıdem tazminatına mahsuben avans olarak yapılan ödemelerin ücret ödemesi olarak kabulü ve bu ödemelerin, Gelir Vergisi Kanununun 61, 63, 94 ve 103 üncü maddelerine göre gelir vergisi kesintisine tabi tutulması gerekmektedir.

Bu yorumun Yargıtay yaklaşımının içini boşaltan, kesintinin nihai olarak kıdem tazminatından yapılmasına yol açtığı dikkate alındığında çalışan karşıtı olduğu açıktır. 

Kıdem tazminatından vergi kesintisi yapılamayacağı gibi buna ilişkin ödemenin kısmen iş ilişkisi devam ederken yapılması, bunu kendiliğinden kesintiye tabi hale getirmez. Bu Roma Hukukundan günümüze gelen “accessorium sequitur” prensibinin sonucudur. Başka bir ifade ile ödemenin aslı hangi rejime tabi ise, o ödemeye mahsuben yapılan avanslar da aynı rejimin koruması altındadır. Aksi bir kabul, ödemenin niteliğini sadece ‘zamanlama’ farkı yüzünden değiştirmek anlamına gelir ki; aslı vergiden istisna olan bir ödemenin avansının vergiye tabi tutulması hukukun genel mantığıyla bağdaşmaz.

Ücretin ne olduğu bellidir ve çalışma karşılığı ödenen tutardır. Gelir İdaresi Başkanlığının internetten de ulaşılabilen  “Ücret Geliri Elde Edenler İçin Vergi Rehberi”  isimli yayınında ücret şu şekilde tanımlanmıştır: Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar (hizmet karşılığının mal olarak verilmesi) ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen (konut, araç sağlanması vb.) menfaatlerdir.

Kıdem tazminatı avansı ise hizmet karşılığında verilen bir tutar değildir. Dolayısıyla ücret olarak nitelenemez. 

Örneğin avans olarak kendisine kıdem tazminatı ödemesi yapılan bir kişiye yapılan bu ödeme, Gelir İdaresi Başkanlığının yorumladığı gibi ücret olarak kabul edilecekse, iş ilişkisi o yıl içerisinde gerçekten ve hukuken sonlandığında işçinin aylık ücretinin hesabında avans ödemesi hesaplamaya dahil edilecek midir? 

Ya da mevzuat değişir ve artık devlet kıdem tazminatından vergi alma uygulamasına geçerse, iş ilişkisinin sonlandığı dönemdeki oran mı dikkate alınacaktır, yoksa avans ödenmiş geçmişte kalmış artık denilerek, Gelir İdaresi Başkanlığı bunların vergisinden vaz mı geçecektir?

Peki ücret olarak kabul edilecekse, işçinin yıllık geliri üzerinden hesaplanacak olan gelir vergisi dilimine göre kesinti oranı değişecek midir? Mesela ödeme yapıldığı tarihte %35’lik vergi diliminde olan bir çalışana kıdem tazminatı avansından bu oranda kesinti mi yapılacaktır? Yani kıdem tazminatının %35’i, sırf iş ilişkisi bitmeden iş bitiminde hak edilecek kıdem tazminatına mahsuben avans olarak alındı diye çalışanın cebinden devletin kasasına mı girecektir?

Görüldüğü üzere Gelir İdaresi Başkanlığının bu uygulaması, Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğu gibi, ücret olmayan bir geliri ücret olarak nitelendirmesi nedeniyle gerçek duruma da aykırıdır. Nihai kesinti işçinin cebinden çıktığı için sosyal adalet, iş barışı gibi ilkelere de aykırıdır. Öte yandan işverenlerin çalışanlara avans vermesi için bir Yargıtay kararına zaten ihtiyaç yoktu, bu işverenlerin kararına bağlıydı, dolayısıyla Yargıtay’ın kıdem tazminatına avans ödemelerine ilişkin inşa ettiği bu kararların anlamsızlığına yol açacak şekilde bunların ücret olarak nitelendirilmesi, doğru değildir. Hukuka uygun da değildir.

Maliyenin Kendi Özelgeleriyle Çelişkisi

Dayanak İstanbul Gelir İdaresi Başkanlığının özelgesindeki yaklaşım, kanımca, Gelir İdaresi Başkanlığı Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğünün B.07.1.GİB.4.99.16.02-GVK-94-53 Sayılı Özelgesindeki yaklaşıma da aykırıdır. Bu özelgede  1475 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinde belirtilen sebepler arasında yer almamasına rağmen ikale sözleşmesi ile ödenen kıdem tazminatından kesinti yapılmayacağı isabetli olarak tespit edilmektedir. Özelgede “Bu açıklamalar çerçevesinde, 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesi kapsamında ödenen kıdem tazminatının, çalışanın geçmişte işverene verdiği hizmet karşılığı yıpranmasının bedeli olarak ödenen bir tazminat niteliğinde olduğu düşünüldüğünde, tarafların iş sözleşmesini karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle sona erdirmesi dolayısıyla, çalışana genellikle o işyerindeki çalışma süresi de dikkate alınarak yapılan ödemenin, aynı mahiyette bir kıdem tazminatını içerdiğinin kabulü gerekir.” denmektedir. Yani ikale sözleşmesi, iş ilişkisinin, kanuna göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirir sona erme şekillerinden biri olmamasına rağmen bu sözleşme ile iş sözleşmesinin sona ermesi halinde Gelir İdaresi Başkanlığına göre kesinti uygulanmasına gerekmemektedir. O halde bu ödemeye kesinti uygulanıp uygulanmayacağı konusunda tek parametre, Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğünün özelgesinden de isabetle anlaşıldığı üzere iş ilişkisinin sonlanma şeklinin eski İş Kanununun yürürlükteki 14. maddesindeki sona erme şekillerinden birinin olması değildir.

İş ilişkisi devam ederken yapılan kıdem tazminatı avans ödemesi için bu yorumdan ayrılmayı gerektiren bir yönü bulunmamaktadır. Sonuç olarak ne işverenlere kıdem tazminatı avans ödemesinden kesinti yapılmaması nedeniyle ceza tatbiki hukuka uygundur ne de bu ceza tatbiki tehdidi ile çalışanlara yapılan avans kıdem tazminatı ödemelerinden kesinti yapılması hukuka uygundur.

Bu yazı, 4 Mayıs 2026’da yayımlanmıştır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir