Derneklerin, kimi zaman bazı durumlarda işletmelerin hizmet aldığı kimselere gider pusulası karşılığı ödeme yaptığı bilinmektedir.
Gider Pusulası Nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumunun Ceza Uygulaması
Geçtiğimiz yıllarda Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı bir ilçe sosyal güvenlik merkezi incelemeye aldığı bir derneğin, incelemeye tabi takvim yılı içerisinde bir kere dahi olsa gider pusulası ile gerçek kişiye ödeme yapmasını, hizmet ilişkisinin delili olarak görmüş ve hizmetin kuruma bildirilmemesi gerekçesiyle derneğe idari para cezası uygulamıştı. Açılan davada ise İdare Mahkemesi, Sosyal Güvenlik Kurumunun idari işlemini hukuka uygun bulmuştu. Henüz Bölge İdare Mahkemesi incelemesi devam etse de olası sonuç ve sorunların irdelenmesi gerekmektedir.
Gider Pusulasının Yasal Statüsü
Gider Pusulası, Dernekler Yönetmeliğinin 37/2. maddesine göre dernek harcamalarının belgelendirmesi için kullanılabilecek belgeler arasında sayılmıştır. Yani derneğin aldığı hizmete karşılık gider pusulası düzenleyebileceği konusunda yasal bir boşluk yoktur.
Vergi Usul Kanununun 234. maddesinde de gider pusulası kullanımına yer verilmiştir. Kanun kapsamındaki belgeleri düzenleme zorunluluğu bulunmayanlara yaptırdıkları işlere, gider pusulası karşılığı ödeme yapılabileceği açıkça belirtilmiştir. Burada VUK kapsamında belge düzenleme zorunluluğu olmayanların kim olacağı sorusu belirmektedir ki burada da Gelir Vergisi Kanununa bakmak gerekir. Sonuç olarak belirleyici olan kişinin kendi nam ve hesabına çalışıp çalışmadığı gözetilir. Başka bir ifade ile başka bir işveren nam ve hesabına çalışan kişilerden, örneğin başka bir kurumda sigortalı olarak çalışanlardan veya devlet memurlarından, derneklerin aldığı, ücret ödeme – iş görme yükümlülüğüne dahil olmayan, işverenin yönetim hakkının sonucu olan iş hiyerarşisi içinde olmayan arızi hizmet alımlarında, hizmet alınan kişiye gider pusulası karşılığı ödeme yapılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, ödemelere kesinti uygulanması ve hizmet satan adına bu kesintinin vergi dairesine ödenmesidir.
Görüldüğü üzere burada ayrım alınan hizmetin niteliğinden değil, hizmet alınan kişinin mükellefiyet durumundan kaynaklanmaktadır. İçeriği aynı olsa bile iş görme borcundan kaynaklanmayan bir hizmet sunumu örneğin vergi mükellefi bir avukattan alındıysa, ödemenin serbest meslek makbuzu karşılığı yapılması esastır. Ancak aynı içerikteki hizmetin bir üniversitenin hukuk fakültesi bünyesindeki bir akademisyenden satın alınması durumunda ödemenin gider pusulası karşılığı yapılması gerekecektir.
Bu Kişilerin Hizmetlerinin Sosyal Güvenlik Kurumuna Bildirilmesi Gerekir mi?
Sosyal Güvenlik Kurumuna hizmeti bildirilmesi gereken kişilerin kimler olduğu sorusuna verilecek yanıt, otomatik olarak yukarıdaki soruya da yanıt olacaktır. Kuruma yapılan hizmet bildirimlerinin dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunudur. Sigortalılık bu kanunun 4. maddesi kapsamında gerçekleşir ve iş hayatında 4/a, 4/b, 4/c sigortalısı olarak duyduğumuz kısaltma işte bu kanunun dördüncü maddesindeki sınıflandırmadan kaynaklanır.
Konuya dönersek, dernek kamu işvereni olmadığına göre kendisinden hizmet satın aldığı kişiyi zaten 4/c statüsünde sigortalayamaz. 4/b statüsünde sigortalılık hizmeti alanın değil hizmeti, malı satanın bildirmesi gereken bir statüdür, eski deyişle Bağ-Kur’lu olmaktır. Dolayısıyla dernek hizmet aldığı kişiyi 4/b statüsünde de sigortalayamaz. Geriye sadece eski tabirle SSK’lı olarak kuruma bildirim söz konusu olabilecektir ki buna da 4/a statüsü adı verilir.
Kanunun 4/a bendi oldukça açıktır, bu bende göre işverenler hizmet akdi ile çalıştırdığı kişileri kuruma bildirmelidir. Akdin yazılı olması önemli değildir, önemli olan hizmeti satan kişi ile satın alan kişi arasındaki ilişkinin hizmet akdi kapsamında kurulan bir ilişki olup olmadığıdır. 5510 sayılı kanunun 3/11. maddesine göre, kanun kapsamındaki hizmet akdinden, Borçlar Kanununda tanımlanan hizmet akdi ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesi veya hizmet akdi kast edilmektedir. Gerek Borçlar Kanunu 393. maddesi, gerekse de İş Kanunu 8. maddesi iş sözleşmesini, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme olarak niteler. Burada en önemli konu, bağımlı çalışmadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yakın zamanda verdiği kararda da belirtildiği üzere “İşçi işgörme edimini işverenin gözetim ve denetimi altında, onun vereceği talimatlar doğrultusunda yerine getirir. Başka bir deyişle işçi, işverenin yönetim, denetim ve gözetimi altındadır. İşçi iş görme edimini yerine getirirken işverenin çalışma yeri, saatleri ve çalışma biçimi konularında vereceği talimatlara uyma yükümlülüğü mevcut olup bu, işçinin işverene kişisel bağımlılığını ortaya koymaktadır.” ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/9-1071, K. 2023/837, T. 20.09.2023. )
Bu bağımlılık ilişkisi iş sözleşmesinin olmazsa olmaz koşuludur. Aynı kararda bağımlılık unsurunun sina qua non unsuru kabul edildiği görülmektedir.
Danıştay da bir kararında “bağımlılığın her an ve her durumda çalışanı denetleme ve buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan çalışanın buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı bir bağımlılık olduğu”nu açıkça vurgulayarak Yargıtay paralelinde yorum yapmıştır. ( Danıştay 10. D., E. 2021/4689 K. 2023/5262 T. 5.10.2023 )
Gider Pusulası Nedeniyle Derneklere İdari Para Cezası Uygulaması Hukuka Aykırıdır
Somut olarak dernekler hangi durumda gider pusulası ile ödeme yapmaktadır? Vergi mükellefi olmayan uzmanlardan, geçici olan ve bağımlılık ilişkisi içermeyen; kişinin çalıştığı yerin, zamanın, çalışmak için kullanacağı araç gerecin ve çalışma saatlerinin hizmet sağlayana göre belirlendiği durumlarda aldıkları hizmetler için dernekler gider pusulası ile ödeme yapmaktadır. Örneğin üniversiteye bağlı çalışan bir akademisyenden alınan görüş karşılığı ödeme; başka bir işverene bağlı olarak çalışan uzmandan bir yayının edisyonu hizmetinin satın alınması veya gene başka bir işverene tabi çalışan bir uzmana, seminerde veya atölyede sunum yapması karşılığında yapılan ödemeler gider pusulası karşılığı yapılabilir. Sivil toplumda yapılan eğitimlerde bunun tek bir defa yapılabileceği, belirli bir tutarı aşmaması gerektiği gibi görüşler ileri sürülebilmekte ise de bunların mevzuatta bir karşılığı yoktur. Hizmet alınacak kişi Vergi Usul Kanunu kapsamında belge düzenleyebilenlerden değilse, artık bu kişiye ödemeler gider pusulası karşılığı yapılabilecektir. Kişilerden alınan bu hizmet bağımlı olarak iş görme ediminin bir parçası değilse artık bu kişiden alınan hizmetin SGK’ya bildirilmesi zorunlu değildir. Bilakis, bu bildirim kanuna aykırı bir bildirim olur.
Bu bağlamda Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ilçe Sosyal Güvenlik Merkezinin, tek bir defa veya birkaç defa yapılan gider pusulası karşılığı ödemeyi, hizmet ilişkisinin karinesi varsayarak işveren derneğe ceza uygulaması kanuna aykırıdır.
Bu idari işlemi hukuka uygun bulan Ankara İdare Mahkemesinin kararı ise yukarıdaki gerekçelerle Danıştay ve Yargıtay Kararlarına aykırıdır. Zira Danıştay 10. Dairesi ( E. 2019/4667 K. 2021/1693 T. 7.4.2021) kararında “müzisyen olduğu ileri sürülen 3 işçi yönünden ise gider pusularının sunulduğu ve davalı idare tarafından sunulan sigorta hizmet cetvellerinden de bu 3 kişinin başka bir işyerinden sigorta kaydının bulunduğu, bu itibarla 3 işçinin davacı yanında hizmet akdi ile çalıştığının somut, kesin ve hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde ispatlanamadığı” değerlendirmesi sonucunda idari para cezasının iptaline karar vermiştir.
Kamu kurumlarının keyfi cezaları, idare mahkemelerinin ise bu keyfi cezalara kayıtsızlığı ve yüksek yargı kararlarını dahi dikkate almaması serbest teşebbüs, örgütlenme özgürlüğü kadar hukuki öngörülebilirliğin olmazsa olması hukuk devletinin de ihlalidir.
Hemen belirtelim ki SGK’ya kişinin sigortalı olarak bildirimi hizmet sağlayanı korur, sosyal güvenlik sistemine dahil eder ve onu bu kapsamdaki haklardan yararlandırır. Ancak koşulu olmadığı halde hizmet alınarak kendisine gider pusulası ile ödeme yapılan kişiyi bildirime zorlamak, hukuka uygun değildir. Çünkü devamlılık gerektirmeyen ve bağımlılık içermeyen bir ilişki, İş Kanunu ve Borçlar Kanunu kapsamında bir hizmet ilişkisi değildir.
SGK Tarafından Ceza Kesilirse
Bu durumda ceza farklı idari para cezaları söz konusu olabilir. Eğer işveren düzenli ödeme nedeniyle prim ödeyen bir işverense bu düzenli ödemelerle elde ettiği teşvik de geri istenebilecektir.
Eğer düzenlenen idari para cezası 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 102. maddesi kapsamındaki idari para cezası ise bu durumda idare mahkemeleri yetkilidir. Bunun dışında, örneğin asgari ücret desteği için ödenen teşvikin iadesi talep edildiyse bu durumda hukuk mahkemeleri yetkili olacaktır. Her durumda SGK bünyesinde mevcut olan komisyona itiraz edilebilir ve dava açmak için bu komisyonun kararı beklenecektir.
Bu makale 11 Mayıs 2026 tarihinde yayımlanmıştır.