Fuhuş Suçunda Polisin “Müşteri” Kılığına Girmesi: Güncel Anayasa Mahkemesi İhlal Kararı

Bir “fuhuş” soruşturmasında polis, şüphelileri yakalamak için müşteri kılığına girip suçun işlenmesine zemin hazırlayabilir mi? Anayasa Mahkemesinin 6 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan güncel bir kararı, “fuhşa aracılık etme” suçlarındaki kolluk uygulamalarına dair çok önemli bir ihlali saptadı. Başvuru konusu karar, kolluğun soruşturma yetkisinin sınırları ve “kışkırtıcı ajan” kavramı üzerine ezber bozan saptamalar yapıyor. 

MÜŞTERİ KILIĞINDA BAŞLAYAN OPERASYON VE OLAYIN KRONOLOJİSİ

Olay, kolluk görevlilerinin “fuhuş” duyumu üzerine başladığı araştırma ile başlıyor. Görevliler, bu duyumu takiben suç işlediğini düşündüğü KAD  isimli kişiye telefonla ulaşarak polis kimliklerini gizleyerek müşteri gibi taleplerde bulunuyor ve telefonda bir anlaşma sağlanıyor. Kendisinin İstanbul’da olması nedeniyle K,  seks işçilerinin T.D tarafından getirileceğini belirtiyor. Anlaşma üzerine K, fuhuş yaptığı öne sürülen iki seks işçisini belirtilen otelin önüne yönlendiriyor. Bu aşamada polisler K’yı tekrar arayarak mevcut iki kişiye ilaveten iki seks işçisi daha talep ediyorlar, bu kişiler de K. tarafından otelin önüne yönlendiriyor. Ve başvurucu T.D de önceki dört kişiden ayrı olarak yanına aldığı iki seks işçisi ile birlikte mekana geliyor. Bu aşamada Anayasa Mahkemesinin kararında belirtildiği hali ile “Bu aşamada herhangi bir ücret ödemesi yapılmadan kolluk görevlileri kimliklerini göstermiş, daha önce verdikleri ücreti geri almış ve anılan kişilerle ilgili soruşturma işlemleri başlatılmıştır.” Sonrasında ise “Cumhuriyet savcısı aranmış ve savcının talimatları alınmıştır. Cumhuriyet savcısı kadınların bilgi sahibi olarak ifadelerinin alınması ve haklarında idari yaptırım kararı uygulandıktan sonra serbest bırakılmaları, fuhşa aracılık yaptığı iddia edilen başvurucunun ise gözaltına alınarak ifadesi tamamlandıktan sonra mevcutlu olarak hazır edilmesi yönünde talimat vermiştir.”

Sonuç olarak hem K hem T.D hakkında fuhşa aracılık ettikleri iddiasıyla dava açılıyor. T.D. hakkında verilen ceza hükmünün geriye bırakılmasına karar verilse de denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suçtan yeni ceza alan T.D hakkında verilen önceki ceza açıklanıyor. Sonuç olarak T.D, aracılık ettiği kişi sayısı kadar yani 6 kez 2 yıl hapis cezası alıyor. 

ANAYASA MAHKEMESİNİN TARTIŞMASI: FUHUŞ SORUŞTURMASINDA POLİS TUZAK KURABİLİR Mİ?

Anayasa Mahkemesi kararında konuya ilişkin Yargıtay kararları, bu tip yargılamalarda kaynak olarak kullanılabilecek önemli referanslar içeriyor. Sonuç olarak olaya bakıldığında polisin adeta gizli soruşturmacı gibi hareket ettiği görülmektedir. Buna karşın Ceza Muhakemesi Kanununun gizli soruşturmacı kullanımına ilişkin 139. maddesi bu soruşturma usulünün her suç tipi bakımından mümkün olmadığına dair güvenceler içermektedir. Ayrıca polislerin soruşturmadan önce değil -bu nedenle hukuka aykırı delile dönüşmesine neden olarak- delilleri elde ettikten sonra cumhuriyet savcısından talimat aldığı görülmektedir ki bu da bir diğer güvence ihlali olarak ele alınmıştır.

Anayasa Mahkemesinin, suçlarla mücadele konusunda vazgeçilemeyen ilkelerin olduğuna ilişkin İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi içtihadına atıf yapmış olması önemlidir. ( § 36 ) Polisin suç işleme yönünde baskı yapıp yapmadığı ve “pasif” kalıp kalmadığı ölçütlerinin kullanılacağına; polisin pasif kaldığını, yani görünürde bir suç işlenmesine alan açılıp açılmadığını ispat yükümlülüğünü devlete bırakmaya ilişkin değerlendirme de dikkat çekmektedir. Nihayet bu şekilde elde edilen delilin de mahkumiyetin tek delili olması durumunun bir ihlale neden olacağı değerlendirmesi de kararda dikkat çeken iHAM atıflarından. 

AYM kararında görüldüğü üzere polisin şüphelinin suç işlemesi için elverişli ortamı mı yarattığı yoksa kendiliğinden olgunlaşan bu koşullara bir çeşit nezaret mi ettiği “fuhuş” suçlarında müşteri gibi davranarak elde edilen delilin kullanılması bakımından önem arz ediyor. AYM, aktif tutumu ile teşvik eylemleri ile suçun oluşumuna elverişli bir ortam sağlayan kolluğun bu yolla elde ettiği delilin mahkumiyette kullanılamayacak olmasına dair vurgusu oldukça önemli. Somut olayda polisin bu aktif tutumla da yetinmeyip, başka seks işçileri için talepte bulunması ve bu kişilerin de ceza miktarının arttırılmasında bir hukuki gerekçeye dönüşmesi gerçekten ortada bir soruşturmadan ziyade tuzak olduğu konusundaki AYM kanaatini güçlendiriyor. 

HUKUKA AYKIRI DELİLLER VE SAVUNMA MAKAMI İÇİN ÇIKARIMLAR

Sonuç olarak “fuhuş” suçlamasından yargılananlar hakkında elde edilen deliller, bu türden yanılma, tuzak kurma, şüpheliyi kışkırtma hatta suç için elverişli ortam yaratma sonucu elde edilmişse, Anayasa Mahkemesi açısından adil yargılanma hakkı bağlamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair sonuca ulaşmasını tahmin etmek zor olmayacaktır.

Bu noktada yargılamalarda, yürütülen soruşturma işlemlerinde bu usuli prosedürlere uyulup uyulmadığını incelemek önem kazanmıştır. Bu durumun yargılama yapan hakim nezdinde de görünür kılınması, AYM kararına atıf yapılması önemlidir.

İKİ AYRINTI

TBMM kanun veritabanında, Resmi Gazetede ve Mevzuat Bilgi Sisteminde TCK 227. maddesinin başlığı “fuhuş” olsa da hukukumuzda “fuhuş” bir suç eylemi olarak düzenlenmemiştir. Aracılık etmek, mekan sağlamak, teşvik etmek suç olsa da kişilerin kendilerinin bu eylemi gerçekleştirmesinin Türk Ceza Kanununda karşılığı yoktur. Bu nedenle kendi kiraladığı veya sahibi olduğu evde para karşılığı seks yapan insanların TCK 227’deki eylemler nedeniyle yargılanması hukuka aykırıdır. Her şeyden önce suçta kanunilik ilkesinin ihlalidir.

İkinci olarak kararda başvurucunun isminin AYM tarafından re’sen gizli tutulmasına karar verildiği görülmektedir. Buradaki bir imkanı yeniden hatırlatmak gerekir. Başvurucuların özel hayatına ilişkin bu tip bilgiler içeren bireysel başvurularda, başvuru formunda yer alan ismin gizli tutulması seçeneği işaretlenmelidir. AYM’nin kimi bireysel başvuru kararlarının Resmi Gazetede ve hepsinin resmi internet sitesinde yayımlandığı göz önünde bulundurulduğunda kararda yer alan bilgilerin internet kanalıyla kamusallaşması söz konusu olacaktır. Bu nedenle gerek başvurucuların gerekse de varsa avukatlarının ve temsilcilerinin başvurucunun kimlik bilgilerinin gizli tutulması seçeneği konusunda bir değerlendirme yapmaları önemlidir.

Not: Bu yazı 7 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanmıştır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir