Kişiler hayatlarının ilerleyen dönemlerinde isim ve soyisim gibi kimlik bilgilerinde mahkeme kararıyla değişiklik yapabilmektedir. Kişiler bunu isim veya soy ismin kötü anlamından, zaten o isimle tanınmıyor olmalarından ya da nüfus kayıtlarında cinsiyet değişikliğinden ötürü talep edebilir. Böylelikle yeni kimlik, ehliyet gibi belgelerle kişiler hayatına devam ederler. Ancak geçmişte düzenlenmiş ve düzenlendiği tarihteki hukuki durumu kayıt altına alan belgeler ne olacaktır?
Örneğin üniversite veya lise diploması, transkript gibi geçmişte kalmış bir durumu belgelese de özellikle iş başvurusunda kullanma veya işyerinde görünür bir yere asma gibi gereklilikler, geçmişteki bir durumu kayıt altına alan bu belgelerin güncel birer belge gibi kullanımını zorunlu kılar.
Eski kimliğe göre düzenlenmiş bu belgelerin kullanılmaya devam edilmesi, nüfus kayıtlarındaki isim, soy isim, cinsiyet değişikliklerine bağlı ortaya çıkan yeni hukuki durumla bir çelişki yaratacaktır. Bu çelişkinin güncel duruma uygun şekilde giderilmemesi ise aynı zamanda kişisel veri olan bu bilgilerin açıklanmaya zorlanması anlamına gelir.
Yukarıdaki örnekten yola çıkarsak, iş başvurusunda kullandığı diploma ile güncel kimlik bilgileri arasındaki fark işverenin ayrımcı saikle iş başvurusunu reddetmesine yol açabilir. Örneğin iki isim arasındaki farktan yola çıkarak işveren, iş başvurusunda bulunan kişinin isminin nüfus kaydındaki cinsiyet hanesinin değiştirilmesine bağlı olarak değiştirildiği yorumunu yapabilir. Ayrımcılığın yaygın olduğu Türkiye’de bu durum, çalışma hakkının da ihlal edilmesi sonucunu doğuracaktır.
Veya kişinin dini bir tarihsel kişilikle özdeşleşen bir ismi değiştirmesi, o kişinin o dinle ilişkisinin de üçüncü kişilerce sorgulanmasına yol açacaktır. İsim, cinsiyet, soyisim gibi kayıtlar kişilerin özel hayatlarının parçasıdır ve özel hayata dair bu bilgilerin alenileştirilmeye zorlanması anlamına gelecek herhangi bir idari tasarruf, özel hayat hakkının da ihlali anlamına gelir.
KANUN BU KONUDA NE DİYOR?
İsim ve soyisim değişikliklerine bağlı olarak diploma gibi belgelerde değişiklik yapılması konusunda Yükseköğretim Kanunu net bir çerçeve çizmemektedir. Mezuniyetten sonra kimlik bilgilerinde gerçekleşen değişiklikler için yetkiyi üniversite yönetimlerine bırakmaktadır. Bununla birlikte Yükseköğretim Kurulu bu konuda üniversite rektörlüklerinin yeni diploma düzenlemesini engelleyici bir norm olmadığını belirtmektedir. Üniversite yönetimlerinde ise standart bir uygulama yoktur. Sınırlı sayıdaki bazı üniversiteler bu tür değişiklik taleplerini kabul ederken, genel uygulama, diplomanın ön yüzüne ve arka yüzüne bu değişikliklerin şerh düşme şeklindedir. Ancak hak sahibi açısından bu durum hiçbir koruma sağlamaz zira bu seçenekte de diplomayı gören bir kişi, diploma sahibinin geçmişteki kimlik bilgilerini de diplomada göreceği için bundan yola çıkarak kişinin özel hayatı ile ilgili bir yorum yapabilir hale gelir. Bazı üniversiteler ise diploma, diploma eki ve transkript gibi belgelerin mezuniyet sırasındaki durumları kayıt altına aldığını öne sürerek mezuniyetten sonraki değişiklikleri ne yeni bir diploma ne de şerh düşme yoluyla güncel duruma uyarlar.
Belirttiğimiz üzere bu uygulama kişisel verilerin korunması hakkına, özel hayat hakkına aykırıdır. Yarattığı sonuçlar ise kişilerin ayrımcılığa uğramama veya çalışma hakkının ihlaline neden olabilir.
KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMUNUN YAKLAŞIMI
Ombudsmanlık, 16 Haziran 2026 tarihinde bir tavsiye kararı vererek; boşanma sonrasında oluşan yeni kimlik bilgisine göre diplomasının yeniden düzenlenmesini talep eden mezun öğrencinin bu talebinin reddedilmesini temel haklara aykırı bulmuştur. Kurum, üniversiteye yeniden diploma düzenlemesi yönünde bir tavsiye kararı oluşturmuştur.
DANIŞTAY’IN KONUYA YAKLAŞIMI
Danıştay’ın geçmiş tarihli kararlarında, isim değişikliğine bağlı olarak diploma ve diploma eki gibi belgelerdeki değişiklik taleplerini reddeden üniversite yönetimlerinin bu işlemlerinin hukuka uygun bulunduğunu görmekteyiz. Bir dönem istikrar kazanmış olsa da sonraki tarihlerde Danıştay’ın diplomada isim değişikliğini reddeden üniversitelerin bu işlemlerinin hukuka aykırı bulan kararları da mevcuttur. Ancak hala bir uygulama birliği bulunmamaktadır.
ANAYASA MAHKEMESİNİN GÖRÜŞÜ
Konu Anayasa Mahkemesince de tartışılmıştır. Hacettepe Üniversitesinden mezun olduktan sonra ismini değiştiren öğrencinin; diploma ve transkript gibi belgeleri yeni ismine göre düzenlenmesi talebi Ankara İdare ve Ankara Bölge İdare Mahkemesince reddedilmiş ve konu bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.
M.K. kararı olarak bilinen kararında Anayasa Mahkemesi (2. B., B. No: 2019/42961, 12/7/2023), şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Sonuç olarak başvurucunun yargı kararıyla ismini değiştirdiği dikkate alındığında makul bir gerekçe ve zorunluluk ortaya konulmadıkça başvurucunun yeni ismini kullanmasına ilişkin bir sınırlama da getirilmemesi gerekir. Bu anlamda başvurucunun eski diplomasının yeni ismiyle düzenlenmesi talebinin reddi şeklindeki sınırlamanın kamusal menfaat ile bireysel menfaat arasında korunması gereken dengenin başvurucu aleyhine bozulmasına neden olduğu, kamusal makamlarca zorunlu ve ölçülü bir müdahale olduğunun ortaya konulamadığı anlaşılmıştır.” değerlendirmesi yapmıştır. Yani isim değişikliği durumunda diplomanın değiştirilmesi taleplerinin reddi, bu durum zorunlu bir ihtiyacı karşılamadığı müddetçe temel haklara aykırıdır. Diplomaların değiştirilmesi gerekir.
SÜREÇ NASIL İLERLEMELİ?
Herhangi bir nedenle isim, soyisim değişikliği yapmış kişiler öncelikle üniversite rektörlüklerine başvuru yaparak yeni kimlik belgelerine göre diploma düzenlenmesini talep etmelidir. Bunun neden bir zorunluluk olduğunu dilekçede belirtmek önemlidir.
Örneğin nüfus kayıtlarında cinsiyet değişikliğine bağlı olarak kimlik değişmişse, dilekçede buna yer verilmelidir. Ancak geçerli nedenler bununla sınırlı değildir. Eğer üniversite diplomanın yeni kimlik bilgilerine göre düzenlenmesi istemini doğrudan reddeder veya değişikliğin diploma ön veya arka yüzüne şerh düşülmesi gibi yöntemlerle dolaylı olarak reddederse veya 30 gün içerisinde talebe bir yanıt vermezse artık dava süreci başlayacaktır. Bu red işleminden sonraki 60 gün içerisinde üniversite rektörlüğünün bağlı olduğu yargı çevresindeki idare mahkemesinde iptal davası açılmalıdır. Bu sürenin kaçırılması dava hakkının kalıcı olarak ortadan kalkması anlamına gelmez. Yeni bir idari başvuru yaparak süreç baştan başlatılabilir.
İdare mahkemesinin davayı reddetmesi halinde istinaf istemini bölge idare mahkemesi inceleyecektir. Burada da talep reddedilirse artık tek yol Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmaktır. Bu başvuruda talepler arasında yeniden yargılamaya mutlaka yer verilmelidir.
Yukarıda atıf yaptığımız kararı uyarınca Kamu Denetçiliği Kurumuna ( Ombudsmanlık ) başvurmak da bir seçenektir ancak bu kurumun verdiği tavsiye kararlarının bağlayıcı olmadığını vurgulamak gerekir. Üniversitenin bu tavsiyeyi yerine getirme ihtimalinin olduğu dikkate alındığında, Kamu Denetçiliği Kurumuna başvuru seçeneği de değerlendirilmelidir. Bu seçeneğin kullanılması durumunda idari dava açma süresi duracaktır.
Bu yazı 22 Haziran 2026 tarihinde yayımlanmıştır.